Ana içeriğe atla

beni flash belleğe gömün

.
Evren sizce de müthiş muazzam bi serüven değil mi. Mevzuya her şey nasıl başladı diye giremeyeceğim hayır. Bunu deli gibi merak ettiğinizi biliyorum. Fakat bugün konu Plütonun yalnızlığı. 
Dünya'nın bu tarafında oturduk Plüton'u yâd ediyoruz. -dünya'nın bu tarafı evet biraz şaibeli- ama oturduğumuz kesin. Neyse belki yürüyor da olabilirsiniz. İşinize karışmak gibi olmasın. Neyse Plüton diyordum, bir adı olması ve bunu hepimizin biliyor olmasından hoşnut Plüton. Numara verilen tonlarca gezegenden biri değil. Gezegenlikten çıkarılmanın bile bir onuru var. Onun onuru bizce baki. Adıyla kalbimizde hala bir yeri var çünkü. Hala gönüllerin dokuzuncu gezegeni. Belki hatta daha mühim, çünkü dışlandı.
Plüton'un bu acıklı hikayesi 2006 yılında başlar.
Öyle kendi halinde takılırken Plüton 1930 yılında keşfedilip, dokuzuncu gezegen olarak tanımlanırken Uluslararası Astronomi Birliği 2006 yılında birden çıkıyor ve gezegen olmanın koşullarını tekrar tanımlamaya karar veriyor. Dolayısıyla kendi halinde takılan Plüton çevresindeki gezegenimsileri kendisinden de büyük oldukları ve temizleyemediği iddiasıyla gezegenlikten def ediliyor. Temizlemek istememiş olabilir, dağınıklık seviyor olabilir, kalabalıktan bile hoşlanıyor olabilir, bunu mu yapmanız lazımdı. Kendisine bir de Eris ve Ceres adlı iki tontiş de dahil edilerek yeni bir küme olan 'Cüce Gezegenler' diğer adıyla 'Kuiper Kuşağı' sınıfına dahil ediliyor. 
Plüton'u gezegenlikten def eden Uluslararası Astronomi Birliği hiç vicdan yapmamış olacak ki bakınız Indipendet'ın sağladığı son verilere göre keşfedilen en son gezegen TOI-332b Dünya'dan 732 ışık yılı uzaklıkta olmasına ve kendi etrafında dönüşünü 18 saatte tamamlıyor olmasıyla -zamanı zaten bir türlü yetiremeyen bizlere inat olarak evet daha kısa- ve  Dünya'nın 57 katı olmasına rağmen Plüton kadar mutlu hissetti mi  sizce hiç ? Hayır. hissetmedi.
Hissetmedi çünkü keşfedilen 5000 ötegezegen gibi onun da bir adı yok. Ve üstelik yörüngesinde tın tın döndüğü turuncu cüce yıldızına da çok yakın. -onun da adı yok farkettiyseniz - ad koymayı bir yerde bırakmışlar sanırım- 5000 ötegezegen keşfedilmiş sonuçta onlar da ne yapsınlar gerçi. Bir gün işte ama bu yakınlık yoğunlaştırıp küçülterek yok edecek TOI-332b'yi. -yakınlık kimleri yok etmiyordu çünkü- TOI-332b'yi de bu turuncu cüce yıldızı yok edecek. Bari yad edecek doğru bir adı olsaydı zavallımın. Bir günü 8 saatte döndüğü için mi nedendir bilinmez Beta Pictoris b  kadar ünlü olamamış garibim. Onun hak savunuculuğunu nasıl yapacağız. Bir efsaneden öteye geçemeyeceğini anladığımız ti o ay tri hundırt törtiy tu bi'mize bari Troya efsanesinden ilhamla Troy diyelim efsaneleşsin.

İyi ama Plüton'u çıkarmışlarsa vardır bi bildikleri, Toy'un da kaderinden biz mi sorumlu olalım. Hem 732 ışık yılı çok dedin bunun daha gidilebilir, gidilip görülebilir, turistik seyahat yapılıp, yaşanılabilir instagrama fotoğraf atılabilir, reel falan çekilebilir -tiktok hayır- olanı yok mu.
Bir solucan deliği keşfedilirse neden olmasın.

Şu an bilinen en yakın yıldızlar bile ışık yılıyla ifade edilen uzaklıklarda. Bu nedenle, şu anki teknolojiyle yaşanabilir ötegezegenlere ulaşmak oldukça zor. İleri uzay teknolojisi, uzay gemileri ve belki de farklı ulaşım yöntemleriyle, ulaşılabilirlik konusunda araştırmalar devam ediyor. Ötegezegenlere gitmek için uzayda seyahat etmek ve uzun mesafeleri aşmak için yeni teknolojilere ve uzay yolculuklarında kullanılacak yakıtlara ihtiyaç var. Halen bu konuda yapılan araştırmalar, gelecekte belki de bu tür seyahatleri mümkün kılabilir. Sizce, gelecekte ötegezegenlere seyahat etmek mümkün olabilir mi?

Alternatif olarak bir kaç ötegezegen daha keşfedilmiş -bizim güneş sisteminde olmadığı için ötegezegen olarak adlandırılıyor bunlar- örneğin 2019 yılında yıldızının yaşanılabilir bölgesindeki bir yerinde bulunan ve yaklaşık 110 ışık yılı uzaklıkta bulunan K2-18b,(keytu eytin be) suyu destekleyecek sıcaklığa sahip olduğu bilinen tek gezegendi fakat 2022 yılında TOI-1452 b (ti o ay fortin fiftiy tu be b adı verilen, Dünya'dan yaklaşık %70 daha büyük bir gezegen keşfedildi. bilim insanları kütlesinin %30'una kadarının sudan oluşabileceğini ve bu nedenle şimdiye kadar bulunan en iyi okyanus gezegen adaylarından biri olduğunu söylüyorlar.
Biliyorsunuz 2021'de fırlatılan James webb teleskobu, yeni bulgular peşinde. Bu bilim insanlarını heyecanlandıryor. Şimdiden milyonlarca galaksi görüntüledi. Beni öldürüyor ihtişamı canım webb.

Ama yine de Uluslararası Astronomi Birliği'nin bu gezegenlere şöyle bir not düşmeleri gerekiyordu  "Yaşanılabilir ama gidilemez." 

Hatta şöyle röportaja denk gelmiştim all about space dergisinde.  Dünya Dışı  Zeka İle İletişim yani METI (meti) kuruluşunun başkan yardımcısı Dr. Florence  Raulin  Cerceau'ya (fılorens raulşn cercceu) .
"Zeki uygarlık hakkındaki görüşünüz nedir evrende bir yerlerde var olduğuna inanıyor musunuz?" Diye soruluyor. 
 "Evet,  birçok öte gezegen bulduğumuz için bunun mümkün olduğuna inanıyorum. Pek çok öte gezegen keşfedildi ve bunlardan bazıları dünyamıza benziyor. Belki de bu gezegenlerin bazılarında yaşam mümkün olabilir? Neden Dünya, üzerinde canlılık olan tek gezegen olsun ki bence diğer gezegenlerde de basit bile olsa yaşam olması mümkün. Araştırıyoruz ama hala bilmiyoruz." diye cevap veriyor.

Biliyoruz ki artık su dünyalarında yaşam mümkün olabilir. Az önce de bahsettik K2-18b (keytueytin be) mesela su barındırdığı düşünülen bir öte gezegen fakat bu öte gezegenler bizim dünyamızdan çok uzak oldukları için sadece yansıttığı gaz bulutundan bu sonuca varılıyor. evrende çok fazla su olduğunu söylüyor bilim insanları. Çünkü kuyruklu yıldızlar çoğunlukla su buzundan oluşuyor. Dünyamızın 4 milyar yılda bu hale gelmesinde bile buz asteroidlerine çok iş düşmüş. Neden diğer gezegenlere de taşınmamış olsun su bu mümkün gibi.

İbrahim'in, ölüleri diriltebilir misin dediği Firavun'un, evet diriltirim dediği an, e hadi o zaman güneşi de batıdan doğdur dediğinde, öyle olduğu yerde olduğu gibi kaldı güneş, öyle doğuda; onu nasıl yapsındı Firavun.Güneşe nasıl dokunulurdu. Güneş sistemi kadim kitaplarda bile ha deyince döndürülmüyor. Firavun onu nasıl batıdan doğursundu. 
Turuncu cüce gezegen bile yok edecek TOI-332b'yi, ey ey Firavun bi kendine gel.
Fakat her şey de böyle olurken Firavunlar kendilerine gelmezler firavunların özellikleri budur.

Hatta Bbc'nin 2016 yayınladığı habere göre bugün ABD ve Rusya' da -şaşırdık mı- 300 kişi dondurulmuş ve diriltilmeyi bekliyor. Umarım bunlar sadece soylular ve zenginler değillerdir. Bir kaç keşif için bilim insanı da dondurmuşlardır. Yoksa ne yaparlar uyanınca kim bilir. Dont Look Up filminde izlemişsinizdir tuhaf yeni bir türe de yem olabilirler çünkü, zenginlik 1000 yıl sonra ve farklı bir gezegende uyanınca çok da işe yaramayabilir.

Neyse bir gün evet teknoloji çok ilerlediğinde ve dünya mükemmel bir yer olduğunda, -bu onlar varken nasıl mümkün olacaksa tabii- ya da yeni bir gezegene gidiş mümkün olduğunda bu kalpleri durduğu an dondurulan insanlar taptaze vücutlarını kullanmak için tekrar diriltecekleri o günü bekliyorlar. İnanır mısınız bekleyen Firavun'un güneşi neden batıdan doğmasındı. 

Bu dondurulma işini aslında enteresan buluyorum. 2000 yıl sonra farklı bir gezegene gidiş mümkün olduğunda ben de dondurulmuş ve uyandırılmış olmak isterdim şahsen. Çünkü 2000 yıl sonrasını kim merak etmez. Aslında bu konu, zenginlerin şımarıklıkları haricinde muazzam bir konu. Firavunları yok edemiyoruz. Düşünsenize donduruldunuz ve gözünüzü farklı bir gezegende açıyorsunuz.
İlk dondurulan insan James Bedford mesela hâlâ daha çözülmedi. Kendisi  1967 yılında böbrek kanseri hastası olduğu için 73 yaşındayken dondurulma talep etmişti çünkü bu hastalığın tedavisi yoktu. Ölmek yerine dondurulmak istedi. Şu an cryo tüpün içinde dondurulan insanın organlarına hasar verilmeden geri çözdürülmenin bir yolu bulunduğunda hayata tekrar getirilmeyi bekliyor. Fakat maalesef en fazla -10 derecede hipotermi geçirmekte olan bir insan yaşama geri döndürülebiliyor. Bu cyro (kırayo) tüpler insanı -190 dereceye kadar donduruyor. Daha dağılmadan çözülme mümkün değil. Zaten yaşam olan gezegene de gidemedik. Hala berbat durumdayız hshsh Biraz daha bekleyebilirler gibi.

Ben açıkçası ama yine de Transendence filmiyim. 2014 yapımı bir filmdir. Johnny Deep başroldedir. Bir bilim insanıdır kendisi. Öldükten sonra bilincini eşinin de yardımıyla yaptıkları bir bilgisayara yerleştirirler ve bilinç öldükten sonra da kadınla iletişim halinde olmaya devam eder. Ben de isterim ki ve vasiyetimdir beni de flash belleğe gömün. Çünkü vücudum bi tüpün içinde -190 derecedeyken bilincim buralarda sürtsün isterim. Öyle de her şeye varım.

Gezegenler öte gezegenler keşfedildi, gezegenlikten çıkarıldılar, onlara numaralar verildi, oralarda yaşam pırıltıları arandı, insanlar kendilerini daha güzel bir dünyada uyanmak için dondurdular ya da zihnimi bir flash belleğe sığdırıp aktardınız fark etmiyor şu an dünyada yaşıyoruz, yaşamaya devam ediyoruz, buraya gelmiş bulunduk, eldeki bu. Fakat dünya tuhaf bir yer farkındasınız.

Burada olmak hepimize tuhaf geliyor. Az önce de söyledik işte ama en yaşanabilir olan yer burasıymış. Hidrojenler, helyumlar, karbonlar düşüp düşüp gelmiş. Toplaşmışlar. su olmuş, dönüşülmüş devrilinmiş devinilmiş evrilinmiş yuvarlanılıp düşülmüş kalkılmış usanılmamış ama hiç asla gelinip durulmuş, gelinilmeye devam da edilmiş ısrarla 4 milyar yıl; bulunmuş olduk. Şurada'nın en mümkün olan yerinde, mümkün mertebe en mümkün olan hayatı yaşamaya çalışıyoruz belki de Leibniz'in dediğiyle. Mümkün mü mümkün olan bu mu, en mümkünlerin en mümkün mü bu gezegen bilmiyorum.?
  • "Evren, bu nedenle monadların gelişigüzel ve kaotik bir toplamı değil, fakat her monadın kendine özgü fonksiyonunu ortaya koyduğu düzenli bir sistem meydana getirir. Gerçekten de Leibniz, sonuç olarak evreni, çok usta bir saatçi tarafından imal edilip kuruldukları için hepsi de doğru zamanı gösteren çok büyük sayıda saatten oluşmuş bir bütüne, bestekâr ya da kompozitörün yetkin eserini kusursuz bir biçimde icra eden senfoni orkestrasına benzetir. Ve böylelikle, yani önceden kurulmus ahenk teorisiyle, Leibniz yeni bir uzlaşıma daha imza atar; ereksel nedensellikle mekanik nedenselliği/uzlaştırır ya da daha ziyade mekanizmi teoloji ve ereksel nedenselliğe tabi hale getirmenin bir yolunu bulur. Ona göre, maddi şeyler sabit ve tahkik edilebilir yasalara göre eylemde bulunurlar ve gündelik dilde, biz bunlardan başka şeyler üzerinde mekanik yasalara göre eylemde bulunan şeyler diye söz ederiz. Oysa bütün bu eylemler gerçekte, Tanrı tarafından önceden kurulmuş ahenkli sistemin bir parçasını oluştururlar." (syf,323, Ahmet Cevizci)
Leibniz’in düşüncelerinin hemen hepsinde sınırsız bir iyimserlik hakimdir. Yazımızın konusunu oluşturan Candide’de Voltaire’in hicvettiği, Leibniz’deki bu sonsuz iyimserlik halidir. Tarihçi ve dilbilimci Leibniz insanlığın ortak kaynağını arıyor, ilahiyatçı Leibniz dinlerin diyaloğu ile evrensel bir inanca ulaşılabileceğini umuyor, filozof Leibniz her şeyleriyle bağımsız monadların her şeyin hakimi ve her şeyin iyisini isteyen Tanrı tarafından yönlendirildiğini bu dünyada her şeyin Tanrı’nın egemenliği sayesinde, olabileceklerin en iyisi olduğunu bütün kalbiyle inanıyordu. Voltaire’i çileden çıkaran, bu dinsel iyimserlik haliydi. Voltaire, ateist değildi; ancak papaz takımının elinde dinin girdiği şekillere ve bunun etkilerine karşıydı. Leibniz’e kızması, ne şekle girerlerse girsinler, kokuşup çürüyeceklerine kesin gözüyle baktığı dinden – veya dinlerden- medet ummasıydı. 

Mümkün ya da değil dünya, bu tatlış mavi gezegenimiz yaşanılabilirliğini daima sorgulattırıyor burası.

Cesare Pavese 'nin Yaşama Uğraşı'nı okumuştum. Günlüğüdür bu Pavese'nin. Orada şöyle bir cümle geçiyor.

  • "Geleceğe umutla bakmanın pek sırası değil, çünkü savaş çıkıp hepimizi havaya uçurabilir. Bu da kaderin kozmik bir cilvesi olur doğrusu. Böyle saçma bir şakayla karşılaşmayalım da, ben ken- dimin de, onun da, her şeyin de hesabını vermeye razıyım.(Can Yayınları, syf 96) 
Yani Pavese çok da bir şey değişmemiş, sen bunu 1936'da söylemişsin bizler de ne kadar öte gezegen de keşfetsek, evreni anlamaya çalışsak, bazılarımız dondurulup başka bir gezegende 2000 yıl sonra da uyansa, şu an  bir savaş mağduru olabilir ve kafamıza bomba düşerek ölebiliriz. Bu mümkünlerin dünyasında bu ihtimal de çok mümkün. buna inanmazsın.

Öyle 20 ışık yılı uzaklara gitmeden dondurulup daha çözülmeden hazır zihinimiz flash bellekte değilken şöyle civarda ne var ne yok diye de bir baktılar tabii. Ay'a gidildi. Mars'ı yokladılar, oralarda da yaşayabilir miyiz'i tartılar su en önemli şeydi yoktu biraz durdular, kolonilerin boynu bükük. Plüton'a yapılanların ahı mıdır artık, 2 gblık flash belleğe sığdramadığımız kafalarımızın kahrı mıdır. Bi olmadı bu dünyadan kurtulup ölememe işi. Gerçi Firavun ölüleri diriltebilirim diyordu artık Lazarus etkisi mi nedir onun da bir bildiği vardır, tıpçılar da bunu açıklasın. Buna artık biz açıklama getirmeyelim lütfen.
Fakat unutmayalım ki güneşi batıdan doğduramamıştı hatırlıyorsanız bu önemli bir faktör. Güneş sistemi enteresan bir gizem içeriyor. Bunda anlaşalım.

Bence fakat en yaşanmaz olan yer Jüpiter güzel; Erendiz. Oranın canlılarının daha cana yakın olduğu kanaatindeyim de bakmayın, böyle Jüpiter sevdalısıyken, Ay Savaşçıları'nı izlerken Usagi'ydim ben. Ay savaşçısı olan kız. -Ay savaşçılarını bilirsiniz japon mangası. Daha sonra da animesi yapıldı. Güneş sistemini korur bu savaşçılar.- (Rusya ve ABD rahat durmaz- ve bu anime karakterler her bölüm evreni kurtarır. )
Bu da insan aklının enteresan bir üründür. Sen gel diğer gezegenleri -ki bu gezegenler arasında Plüton da var, hani şu insan ırkının gezegenlikten def ettiği tatlı şükela Plüton-
-dünya'nın kurtulması için bir araya getirip savaştır.
Ancak bir insanın aklına yarışır hikâye. Ben de izlerdim küçükken.
Ah çocukluğum.

Güneş sistemi böyle gezegenleriyle ötegezegenleriyle, troy'uyla, Plüton'uyla balonmuş bak, tutmuşuz, uzaydayız. Gezinti.
Öyle sessiz mi gerçekten oralar Space Odyssey'deki gibi.Yani bi radyo açtığımızda Serdar Ortaç çalmayacak mı.?"Aşk bu kızılötesi, yaralı müzesi hareket edemem."

Bu blogdaki popüler yayınlar

his soykırımı

yapamıyorsan yapamıyorsundur. dimağın çünkü ısrarsız/ ve diğer her şey gibi sonunu bilmediğin bir kaos içinde büsbütün avuçlarında katranlaşan hengamenin içine esir ettikleriyle yüksünük, savruk, süreğen bir çağrışım yılgın üstelik son sürat giderken bu yılgıyla, sızlıyor burnun, içindekilerle dolu kafan ağır, güne dönen yüzünü boyamış yanılgı ve pek çok şeyi yitirdiğin o günün gecesi aidiyetsizliğin siliyor her şeyi /block/daha fazla block/ biliyorsun korkak olmanın sırası değil, akıyorken hayret direnç gösterebilmen huzursuz bağlama beyhude neden çünkü his soykırımı adı kaçarken de düşeceksin e biraz nüktedan. 🎧 Wherever i may roam

tüm bu oluş

| Niye ve şimdi bunun sırası mı bilmem fakat bir yerden düşmek isteseydim bu muhtemelen evrenin kenarı olurdu. Niye düşmek isterdim bilmiyorum. Evrenin ama mevzuyla kendisini ilişkilendirmesi bi hayli zor. Bir kenarı Stephan Hawking'e göre bile yok. Artık son kanıya göre evren sınırsız ama sonlu. Bir gün yok olacak ama üzgünüm canım kendim bir kenarı yok. :') Başlangıcıysa biraz kaoslu şaibeli entrikalı türk dizileri gibi süzüm süzüm süzülüyor. Evren ve ona oturtmak istediğim muhtemel tanımlar konusunda kafam evet biraz karışık. Gaz ve toz bulutlarını tenzih ederiz ama kim bu gaz ve toz bulutları. Khaos'un oğulları?. O zaman adları Gasos ve Tosos olmaz mıydı. Gasos ve Tosos diye yedi bölümlük mini dizi yazmamı isteseydi Netflix. -istemedi. Konumuz bu değil. Belli ki esaslı bir gazdan ve hatırı sayılır bir tozdan bahsediyorlar. Biz de anıyoruz. Mitolojide geçmemesi ya da bizim bir şekilde de olsa mitolojide yaşamadığımız gerçeğiyle birlikte biraz geçenlerde James Webb'in...

Kendini de birlikte götürmüş 🎧

• "Sokrates'e birinin yolculuklarla hemen hemen hiç değişmediğini söylemişler. "Eminim ki, kendini de birlikte götürmüştür" diye yanıtlamış Sokrates."¹ Yoksa madem hepimize bu cihanda bir yer, olmayan o yerde buluşacağızdır gibi, nereye kadar gideceğiz ya da duracağız çünkü yo lun sonunda bir yerde mutlaka toplanacağızdır. Ama değil mi ki oraya da aidiyet hissedemeyiz oradan da gidesimiz gelir orayı da kalabalık yaptık çünkü, orası da bir yer'leşti, resmiyet kazandı. Olur bu. Hep oldu. Buna direnmeyelim elbirliği edelim tamam kabul ama cihansız olup bir yerde de buluşmayalım lütfen. Kendilerimizi geride bırakabilir miyiz? Bu böyle herkesin kendine ait müstakil cihansızlığı olarak devam etse olmaz mı? Tamam kendini cihansız hissedenler güruhu olarak varlığınızın saptanmış olmasına hayır hiç asla lafım yok fakat sayınızın artmasından bir miktar rahatsızlık duyuyor olmam cihansızlığımı benciliyorsa, rahatsızım, müstakil cihansız olayım istiyorum, cihansızlıkla...

Yol

Bir film sahnesi bazen düşündürüyor insanı. Olmak istediğimiz yerler var. Olması istenilenler sürüncemede. -yıllardır aynı bak. Pencerelerden dışarıları izliyorum hep. Yollar dağlar, ağaçlar var. Birileri yürüyor. Gün dönüyor. Yere bişey düşürüyor biri, arabasının farı yanmıyor diğerinin, geçen biri çöp kovasına çarptı, yitti sonra gün. Akşam oldu. Sokak lambaları yanıveriyor gün yitince. Kemikleri sızlıyor mezardakinin, ısınmıyor, aydınlamıyor hiçbir mezarlığın içi, soğuk bu aralar; karşı evin bacası tütüyor, güneş gelir birazdan, çok az ama işi başından aşkın.-yazgısına sarılmış uçuyor son kuş. .. Meşhur bir hikaye var onu bilirsiniz.-yol hikayesi.Yolculukta tanırmışsın insanı. İçe gidileni kastetmediler ondan şüphesiz, kanla, başla, ayakla yürülüneni diyorlar. Olsun yine de ne kadar tanıyabilirsin ki bir insanı, öyle hemen tanınılabiliniyor mu. -sen de herkes gibiymişsin- Başka olmak için uğraşılabilinirmiş gibi. Dönüp durup yaşıyoruz hepimiz. Dönüyor filmler, toparlanıp gidiyoruz, ...

Vincent Van Gogh

Bundan bir-iki hafta kadar önce öyle dururken, yine okunacak ve yapılacak tonlarca şey varken, Loving Vincent'i izledim. Loving Vincent, Afiş Loving Vincent (Vincent’ı Sevmek), 2017 yapımı bir drama. Bu biyografik dramayı Van Gogh üzerine yapılmış diğer filmlerden farklı kılan, filmin 65.000 karesinin her birinin 100 ressam tarafından kanvas üzerine yeniden çizilerek yapılmış, yağlı boya çizimlerinden oluşturulması. Loving Vincent, 2017 Filmde V. Van Gogh'un ölümünden sonrası işlenmiş.  Gerçekten ihtihar mı etti yoksa bu bir cinayet miydi, gibi sorular çerçevesinde ilerliyor film. Adeta Van Gogh'un resimlerinin hareketlendirilmiş hali. Muazzam bir emek. film hakkında   En son buna benzer The House diye bir dizi/film izlemiştim. O da stop-motion tekniğiyle keçeden yapılmış canlıları hareket ettirilerek çekilmişti. Bu işi bu resim karelerinin her birini yeniden çizerek yaptıklarını göz önünde bulundurarak, Loving Vincent filmindeki emeği biraz olsun gözünüzde canladırab...

sağlam kroşe

ölüp gitmekle ilgili sorunlar mevcut süreğen. akış rutin, üstelik hızlı. asırlardır kabul edilmiyor, bunun farkındayız, ölümsüzlüğün peşinden az koşulmadı. ne çare fakat ölünüyor. e ölünsün bunun nesi kötü. tezahürü güzel diye katlanılan bu simülasyondan daha iyidir hem belki, boyut değişimi, öyle ya da böyle, farklı bi delik, alan; her ne olacaksa, bunun nesi korkutucu diyebilir miyiz belki de fantastik, büyülü evet diyebiliriz belki alengirli. geride kalanlar düşünecek artık burasının bokunu püsürünü, gidenin zamanı bitti, gidene ne ki, hatırlamıyor/görmüyor burada o gittikten sonra olanları, üzülecek ne varmış, kim gelmiş cenazeme, kaç gün ağlamışlar, kaçıncı gün belki akıllarına geldim, sonra ne zaman unutuldum. gittim çünkü bitti benim hikâyem buraya kadardı, buydu en son görünen kısmım.son tezahür.gerisi beni ne ilgilendirir, ki ilgilendirir mi ayrıca, bedenim bana ait değil artık. Bedenim artık anakronik bir sorun. Çürümesi kokması hastalık yayması muhtemel enkaz. çüreğen. gidil...