Ana içeriğe atla

Dramatik Normaller • II.

II.

Ne görsem iyi. Durmamışta bitkinin kumunu eşmiş kedi, hiç üşenmemiş. Terlikle peşinden koşturup neden yaptığını sormaya çalıştım. Beni anlamadı. Vazgeçtim. Zaten çok üstelemem böyle şeyleri, oturup ağlarım.

Her yer toprak, dökülen toprakları öylece bırakıp mektuba geri döndüm. Mektup çekip giden bidonları yad eden insanların evreninden geldi.

Dur ama önce kahve koyayım french presse. Ev kahve koksun. Bu önemli bir ayrıntı.

Mektup mis. Sürdürülebilirliğin sürdürülebildiği bir evrenle iletişime geçmek heyecanlandırıyor çünkü beni.

Taş diktik diye devam ediyor, üzerine ataların adlarını yazdık.

İçre büktüm mektubu, koydum sehpanın ucuna, ne değişik bir medeniyet, ataların adları mı, hangi kafayla ve neden, WhatsApp'tan iyi misiniz diye mesaj atmalı.

Yok ama kar başlamış dışarıda hemen dikkatim dağıldı. Çamaşırları donacak bu kadınların da. Soğuk havada da dışarı asıyorlar çamaşırları.

Ev sıcak fakat ne kadar sıcak olabilir ki kuzeyde ve güneş görmez bir ev kiralamışız, ne kadar doğalgaz ödüyoruz haddi hesabı yok. Ayaklarım üşüyor hep. Polarlı terliği giyip geldim de kahveden bir yudum aldım, uyarıcı niyetli, işçiler daha çok çalışsın enerjik olsun diye bulmuşlar kahveyi ilkin, çarka ayak uydurup, uyumamak, uyanık kalmak, uyuya kalmamak için düzenli olarak kahve içiyorum. Ses geldi içerden. Kedi kumandanın tuşuna basmış, hayvan sesleri geliyor ekrandan, arkadaş mı arıyorlar ne. Bi mutlular ekrana bakıyorlar.

Belgesel kanalı açılmış. Oturup izliyorum ben de onlarla beraber, bu gibi durumlarda ânı yaşarım. Leopar diyor anlatıcı, Hindistan'dan Srilanka'ya geçen en güçlü yırtıcıymış, diğerleri geçmemiş. Bu iki kara parçası önceden birleşikmiş de ayrılmış sonra, fakat aradaki okyanus sığ. Geçişler yürüyerek mümkün. Aslanlar macera istemiyor sanırım, geçmemişler, adanın hakimi bu yüzden leoparlar.

Nasıl güzeller. Kediler de ekrana kilitlenmiş, belgeseldeki kuşların peşindeler. Kuraklık geldi şimdi, filler millattan önceki insanların düşünüp  yaptığı yapay göl etrafında son bir yılın en önemli fil partisini vermek için toplaşmışlar. Muson yağmurlarının gelmesini bekliyorlar, herkes bekliyor altı ayın sonunda şükür geldi yağmur, tüm bereketiyle partiyi başlatıyor. Toprak hava ve hayvanlar canlanıyor. Huzur içinde kapatıyorum televizyonu.

Kafamı çevirip pencereden dışarı bakıyorum sonra, kar nasıl yağıyor, epey beyazladı her yan, çocuklar oynuyor, kendini çocuk hissedenler de tabi. Kahvem buz gibi oldu.

Ben kafamı eğmiş, huzurla dışarısını izlerken, ikiye kesilen o kadını toplamaya geldiler ölütoplayıcılar, daha mektubu yarılamadan üstelik. Çok kan akmış, temizliyorlar, işlerini çok iyi yapıyorlar. Hiç iz kalmıyor geriye. En son arabaya tıkıştırıp kadının iki parçasını ayrı ayrı sarıp gittiler.

Kapı çaldı yine, delikten baktım kimse yok, kim o dedim, zarf koyulmuş kapının önüne, zarfı yırttım, bugün mektup kabul günümüzdeyiz belli ki, açtım, "üç gün içerisinde öldürüleceksiniz." İlk cümle. Haydaa oldu mu şimdi bu.  

Telefon çaldı peşine. "Hemen meydandaki kafeye gel", dedi ses, "Tamam" deyip kapattım telefonu, ne bulduysam geçirdim üzerime; biraz para, bi kavanoz karbonat, kibrit, su ve çubuk kraker koydum çantama, şemsiyeyi kaptığım gibi dışarı attım kendimi çıkmadan emekçiyoldaşı aradım, "bir kaç gün yokum, kediler sana emanet"

Sokak sessiz gri ve soğuk. Asfaltı delmişler hemen kafenin çaprazındaki, bakkal da onları seyrediyor, asfaltın içinde yeraltışehri keşfedilmiş, bakkala sordum hemen anlattı her şeyi, onun için gelmiş geçmişdeşiciler, içim rahatlıyor, kafeye girdim, sıcak içerisi, kahve kokuyor.

Merhabalar bir filtre kahve alayım, diyorum garsona, memleketini falan sormaya yelteniyor, diyorum memleketi fark etmez.

Kahvemi getiriyor garson. Bomba patlıyor hemen sonra yan sokakta, sırasımıydı şimdi.





Bu blogdaki popüler yayınlar