Ana içeriğe atla

Raskolnikov


Bu yıl tekrar Dostoyevski okuma yılımdı, hislerim henüz tazeyken Raskolnikov hakkında bir şeyler yazmak istedim. Çok erken yaşta, çok garip bir zamanlamaya tanıştığım bu roman karakteri, bağ kurduğumdur. Cemal Süreya'nın söylemiyle "o gün bugündür huzurum yoktur."

Şüphesiz edebiyat evreninde beni en çok etkileyen roman karakteridir Raskol. Adının taşıdığı bölünmüş anlamından tutun da, içsel dinamikleri, hayat ve durumlara bakışı, belki Dostoyevski'nin kaleme almış olması, yani var olmuş olmasına bile yakın hissettiğim bir karakter Rodya.

Bu kitap üzerine bir buçuk asırdır konuşuluyor ve zannediyorum bir çok kutup oluşmuş anafikir konusunda. Fakat en keskin olanları iki farklı görüş olarak ayrılmış.

Bu görüşlerden biri Rodya'yı bir anlık delilik kurbanı olarak görüp, haklı görürken, diğer görüşse bir cana kıymanın olmazlığı üzerine konuşmakta haklı gibi.

Evet kötü de olsa bir insanı öldürmenin, etik olarak elle tutulacak hiç bir yanı yok. Tüm kadim dinlerce de yok.  Bir insanın canına kıyılmasının suç olduğu,  hatta kısas durumunda bile affetmenin daha iyi olduğu, dolayısıyla, bir insanın yaşam hakkını elinden almaya kimsenin hakkı olmadığını hepimiz kabul ederiz. Bu konuda herkes de hemfikir. 

Rodya'nın pişmanlığını görmek istiyoruz hepimiz bu yüzden satır aralarında. Hatta büyük çoğunluk okumalarında onun içten içe pişman olduğu çıkarsamasında bulunmuşlar. Fakat ben olup bitip o net pişmanlığı göremedim  satır aralarında. Hayır görmeli miyim, bunu görmeyi istiyor muyum, aslında bundan da emin değilim.

"Hiç değilse pişmanlık duyabilseydi! Öyle bir pişmanlık ki, yüreğini yakıp kavursun, uykularını kaçırsın; öyle bir pişmanlık ki, düşlerini darağaçları, suda boğulmalar doldursun! Ah! Böyle bir pişmanlık nasıl, nasıl sevindirirdi onu! Acı ve gözyaşı da bir hayattır! Ama işlediği cinayetten dolayı en küçük pişmanlık duymuyordu."(syf:678)

Dostoyevski'nin bu satırları yazarken, içten içe Raskolnikov'un pişman olmasını istediğini, ancak onun pişman olmamak için bile sebepler üretebileceğini yansıttığını görüyoruz. İçindeki o eylemi meydana getiriş sebebi için, diğer o her başka itkiye, kendisini haklı çıkarmak için başvurabilir Raskolnikov. Dostoyevski'nin Raskolnikov'un suçu üzerinden bambaşka şeylere değinmek istediği çok belli. 

"Kan döktün sen?" diyen kız kardeşine cevabı;

"Herkesin döktüğü kanı! Geçmişte ve günümüzde bir sel gibi akıtılan kanı!.. Şampanya gibi kan dökenler Capitol'de taç giyip insanlığın kurtarıcıları olarak kutsanmışlardı! Çevrene daha dikkatli bak bakalım! Ben de iyilik etmek istemiştim insanlara! Hem de yaptığım bu bir tek aptalca şeye karşı yüzlerce binlerce iyi ve güzel şey yapabilirdim.. Aptallık da denmez benim bu yaptığıma... Doğrudan doğruya beceriksizlik... Çünkü, başarısızlığa uğramazdan önce, hiç de şu anda göründüğü gibi aptalca görünmüyordu yaptığım iş.Başarısızlığa uğradı mı, her şeyi aptalcadır! Ben yaptığım bu aptallıkla kendime bağımsızlık kazandırmak ilk adımımı atmak, gerekli araçlar edinmek istemiştim. Sonuçta sağlanacak yarar bütün bu aptallıkları silip süpürecekti. Ama daha ilk adımda tökezledim, çünkü ben bir alçağım! Bütün sorun burada! Ama yine de sizin görüşlerinizi katılmıyorum: Başarabilseydim, bana da taç giydirecekledi! 


Şimdiyse, kapana sıkıştım." (Syf:649)


Bu romanın salt bir suç ve onun öngörülen cezasını çekme polisiyesi olduğunu düşünmedim hiç ben. Taa on altı yaşımda da öyle görmedim, şimdi romanı ikinciye okuduğumda öyle değil bu mevzu, bu mevzu benim kara deliğim.


"Benim davranışım hangi bakımdan onlara böylesine çirkin görünüyor? Bir cinayet olduğu için mi? Ne demek cinayet? Benim vicdanım rahat. Hiç kuşkusuz ortada da ağır bir suç var ve yine hiç kuşkusuz yasalar çiğnenmiş ve kan dökülmüştür... Madem öyle çiğnenen yasalarınıza karşılık siz de benim başımı alın olsun bitsin! Ama o zaman saltanat yoluyla değil de, iktidarı zorla ele geçirerek insanlığa iyilikte bulunanların da, hem de daha ilk adımlarında, kafalarını kesmek gerekmez miydi.?(syf:679)

Hep o, birilerini suçlama mevcut kitapta, hep o iktidar sahiplerini, o derebeylerini, o kralları, o dünyaya sahip olduğunu düşünenleri.

Fakat tüm bu kötüleri yok etsek bile dünyanın güzel bir yer olamayacağını anlatıyor bu roman.

Yüz elli yıldır, baltalı katil Rodya'yı konuşmaktan başka bir şey yapmıyoruz. Halbuki masum cana kıyan kaç katilden bahsediyor o kitapta Dostoyevski. 

Herkes adeta ağız birliği etmişcesine yirmi bir yaşındaki yoksul, açlıktan hukuk fakültesini bırakmak zorunda kalmış, o zamanın sefil Rusya'sında, kız kardeşi Dunya'nın kendini daha iyi bir hayat için başka bir adama satmasına şahit olmuş ,sevdiği kadın bir vesikalı bir fahişe olan ve hayatını idame ettirebilmek için, sadece bir kaç rubleye babasından kalan değerli eşyaları tefeci yaşlı kadına rehin vermek zorunda kalan; üstelik bu kadının faiz keserek, paranın sadece dörtte birini verdiği Rodya'nın içler acısı hayatını değil de cinayetin işleneceği gün bile solgun yüzünü görüp, neyin var sorusuna, "açım" diyen Rodya'ya çıkarıp bir dilim ekmek verme nezaketi de dahi bulunmamış olan bu vicdansız yaşlı kadını öldürmesini konuşup duruyoruz. 

Çaldığı paraları harcayamadı bile Raskolnikov., çünkü sancısı başka ,ve yanıp tutuşuyor.

Onun o basit, "asıl suçlu onlar mı yoksa ben miyim?" çağrısını duymamazlıktan mı gelmeliyiz.

Hayır bu romanın sosyo-kültürel eleştiri boyutunu görmemezlikten gelemeyiz. Adı Suç ve Ceza diye, suç polisiyesine indirgeyemeyiz.

Basitti halbuki. Rodya, kötüleri yok edince dünya düzelecek sandı. Fakat düzelmedi. Düzelmeyecek bu dünya.

Burası süslü cehennem.

Romanın sonuna doğru bir umut ışığı da görünmüyor değil fakat. Belki de bazımıza Rodya'yı sevdiren de bu.

Sibirya'da sekiz yıl kürek mahkumluğu cezası aldı Raskolnikov, çaldıklarını harcamaması, gelip itiraf etmesi, geçmişte bi takım iyilikler yapmış olması, kaçmamış olması, pişmanlık olarak nitelendirildi, "bir delilik hali" teşhisiyle cezası hafifletildi, belki de kendi kıyamadığı canına birileri son versin istedi, kısasa kısas istedi, o da olmadı. Aksine cezası düştü.

"Yalnızca ölümden korktuğu için yaşayabilir mi bir insan?" (Syf:653) 

Tanrıtanımaz Rodya başkasının canına kıyabiliyorken kendini öldürememiş olmasının acısını yaşadı kitap boyunca. Keşke onu öldürmüş olsalardı, kurtulurdu belki de içinde onun günbegün tükenmesine sebep olan bu şey daha fazla büyümeden.

O yüzden zor geçti Sibirya'da ilk yıl. Ölmek isteyip ölememek hali..

Kürek mahkumluğunun ilk birinci yılında, sevdiği kadın Sonya onu ziyarete geldiğinde, tüm yaşama sevincini yitirmiş bir delikanlıyken, hatta Sonya'nın neden geldiğini bile kavrayamıyorken, Sonya'nın hastalanıp üç gün gelmemesi, canım Rodya'yı endişelendirdi ve sonra Sonya'yı üçüncü günün sonunda görüp onu terk etmediğini anlayınca mutlu oldu. 

Ve yastığının altından çıkarığı İncil'e baktı. Belki de roman burada biterken, önümüzdeki yedi yıl içinde pişman olmuştur Rodya. Böyle inanmakta isteyebiliriz.

"Artık onun inançları benim inançlarım olamaz mı? Hiç değilse onun duyguları, hevesleri, gönül akışları?.."(syf:687)

Suç ve Ceza - Fyodor Dostoyevski 

1000kitap:

https://1000kitap.com/nilitika







Bu blogdaki popüler yayınlar

his soykırımı

yapamıyorsan yapamıyorsundur. dimağın çünkü ısrarsız/ ve diğer her şey gibi sonunu bilmediğin bir kaos içinde büsbütün avuçlarında katranlaşan hengamenin içine esir ettikleriyle yüksünük, savruk, süreğen bir çağrışım yılgın üstelik son sürat giderken bu yılgıyla, sızlıyor burnun, içindekilerle dolu kafan ağır, güne dönen yüzünü boyamış yanılgı ve pek çok şeyi yitirdiğin o günün gecesi aidiyetsizliğin siliyor her şeyi /block/daha fazla block/ biliyorsun korkak olmanın sırası değil, akıyorken hayret direnç gösterebilmen huzursuz bağlama beyhude neden çünkü his soykırımı adı kaçarken de düşeceksin e biraz nüktedan. 🎧 Wherever i may roam

tüm bu oluş

| Niye ve şimdi bunun sırası mı bilmem fakat bir yerden düşmek isteseydim bu muhtemelen evrenin kenarı olurdu. Niye düşmek isterdim bilmiyorum. Evrenin ama mevzuyla kendisini ilişkilendirmesi bi hayli zor. Bir kenarı Stephan Hawking'e göre bile yok. Artık son kanıya göre evren sınırsız ama sonlu. Bir gün yok olacak ama üzgünüm canım kendim bir kenarı yok. :') Başlangıcıysa biraz kaoslu şaibeli entrikalı türk dizileri gibi süzüm süzüm süzülüyor. Evren ve ona oturtmak istediğim muhtemel tanımlar konusunda kafam evet biraz karışık. Gaz ve toz bulutlarını tenzih ederiz ama kim bu gaz ve toz bulutları. Khaos'un oğulları?. O zaman adları Gasos ve Tosos olmaz mıydı. Gasos ve Tosos diye yedi bölümlük mini dizi yazmamı isteseydi Netflix. -istemedi. Konumuz bu değil. Belli ki esaslı bir gazdan ve hatırı sayılır bir tozdan bahsediyorlar. Biz de anıyoruz. Mitolojide geçmemesi ya da bizim bir şekilde de olsa mitolojide yaşamadığımız gerçeğiyle birlikte biraz geçenlerde James Webb'in...

Kendini de birlikte götürmüş 🎧

• "Sokrates'e birinin yolculuklarla hemen hemen hiç değişmediğini söylemişler. "Eminim ki, kendini de birlikte götürmüştür" diye yanıtlamış Sokrates."¹ Yoksa madem hepimize bu cihanda bir yer, olmayan o yerde buluşacağızdır gibi, nereye kadar gideceğiz ya da duracağız çünkü yo lun sonunda bir yerde mutlaka toplanacağızdır. Ama değil mi ki oraya da aidiyet hissedemeyiz oradan da gidesimiz gelir orayı da kalabalık yaptık çünkü, orası da bir yer'leşti, resmiyet kazandı. Olur bu. Hep oldu. Buna direnmeyelim elbirliği edelim tamam kabul ama cihansız olup bir yerde de buluşmayalım lütfen. Kendilerimizi geride bırakabilir miyiz? Bu böyle herkesin kendine ait müstakil cihansızlığı olarak devam etse olmaz mı? Tamam kendini cihansız hissedenler güruhu olarak varlığınızın saptanmış olmasına hayır hiç asla lafım yok fakat sayınızın artmasından bir miktar rahatsızlık duyuyor olmam cihansızlığımı benciliyorsa, rahatsızım, müstakil cihansız olayım istiyorum, cihansızlıkla...

Yol

Bir film sahnesi bazen düşündürüyor insanı. Olmak istediğimiz yerler var. Olması istenilenler sürüncemede. -yıllardır aynı bak. Pencerelerden dışarıları izliyorum hep. Yollar dağlar, ağaçlar var. Birileri yürüyor. Gün dönüyor. Yere bişey düşürüyor biri, arabasının farı yanmıyor diğerinin, geçen biri çöp kovasına çarptı, yitti sonra gün. Akşam oldu. Sokak lambaları yanıveriyor gün yitince. Kemikleri sızlıyor mezardakinin, ısınmıyor, aydınlamıyor hiçbir mezarlığın içi, soğuk bu aralar; karşı evin bacası tütüyor, güneş gelir birazdan, çok az ama işi başından aşkın.-yazgısına sarılmış uçuyor son kuş. .. Meşhur bir hikaye var onu bilirsiniz.-yol hikayesi.Yolculukta tanırmışsın insanı. İçe gidileni kastetmediler ondan şüphesiz, kanla, başla, ayakla yürülüneni diyorlar. Olsun yine de ne kadar tanıyabilirsin ki bir insanı, öyle hemen tanınılabiliniyor mu. -sen de herkes gibiymişsin- Başka olmak için uğraşılabilinirmiş gibi. Dönüp durup yaşıyoruz hepimiz. Dönüyor filmler, toparlanıp gidiyoruz, ...

Vincent Van Gogh

Bundan bir-iki hafta kadar önce öyle dururken, yine okunacak ve yapılacak tonlarca şey varken, Loving Vincent'i izledim. Loving Vincent, Afiş Loving Vincent (Vincent’ı Sevmek), 2017 yapımı bir drama. Bu biyografik dramayı Van Gogh üzerine yapılmış diğer filmlerden farklı kılan, filmin 65.000 karesinin her birinin 100 ressam tarafından kanvas üzerine yeniden çizilerek yapılmış, yağlı boya çizimlerinden oluşturulması. Loving Vincent, 2017 Filmde V. Van Gogh'un ölümünden sonrası işlenmiş.  Gerçekten ihtihar mı etti yoksa bu bir cinayet miydi, gibi sorular çerçevesinde ilerliyor film. Adeta Van Gogh'un resimlerinin hareketlendirilmiş hali. Muazzam bir emek. film hakkında   En son buna benzer The House diye bir dizi/film izlemiştim. O da stop-motion tekniğiyle keçeden yapılmış canlıları hareket ettirilerek çekilmişti. Bu işi bu resim karelerinin her birini yeniden çizerek yaptıklarını göz önünde bulundurarak, Loving Vincent filmindeki emeği biraz olsun gözünüzde canladırab...

sağlam kroşe

ölüp gitmekle ilgili sorunlar mevcut süreğen. akış rutin, üstelik hızlı. asırlardır kabul edilmiyor, bunun farkındayız, ölümsüzlüğün peşinden az koşulmadı. ne çare fakat ölünüyor. e ölünsün bunun nesi kötü. tezahürü güzel diye katlanılan bu simülasyondan daha iyidir hem belki, boyut değişimi, öyle ya da böyle, farklı bi delik, alan; her ne olacaksa, bunun nesi korkutucu diyebilir miyiz belki de fantastik, büyülü evet diyebiliriz belki alengirli. geride kalanlar düşünecek artık burasının bokunu püsürünü, gidenin zamanı bitti, gidene ne ki, hatırlamıyor/görmüyor burada o gittikten sonra olanları, üzülecek ne varmış, kim gelmiş cenazeme, kaç gün ağlamışlar, kaçıncı gün belki akıllarına geldim, sonra ne zaman unutuldum. gittim çünkü bitti benim hikâyem buraya kadardı, buydu en son görünen kısmım.son tezahür.gerisi beni ne ilgilendirir, ki ilgilendirir mi ayrıca, bedenim bana ait değil artık. Bedenim artık anakronik bir sorun. Çürümesi kokması hastalık yayması muhtemel enkaz. çüreğen. gidil...