Şüphesiz edebiyat evreninde beni en çok etkileyen roman karakteridir Raskol. Adının taşıdığı bölünmüş anlamından tutun da, içsel dinamikleri, hayat ve durumlara bakışı, belki Dostoyevski'nin kaleme almış olması, yani var olmuş olmasına bile yakın hissettiğim bir karakter Rodya.
Bu kitap üzerine bir buçuk asırdır konuşuluyor ve zannediyorum bir çok kutup oluşmuş anafikir konusunda. Fakat en keskin olanları iki farklı görüş olarak ayrılmış.
Bu görüşlerden biri Rodya'yı bir anlık delilik kurbanı olarak görüp, haklı görürken, diğer görüşse bir cana kıymanın olmazlığı üzerine konuşmakta haklı gibi.
Evet kötü de olsa bir insanı öldürmenin, etik olarak elle tutulacak hiç bir yanı yok. Tüm kadim dinlerce de yok. Bir insanın canına kıyılmasının suç olduğu, hatta kısas durumunda bile affetmenin daha iyi olduğu, dolayısıyla, bir insanın yaşam hakkını elinden almaya kimsenin hakkı olmadığını hepimiz kabul ederiz. Bu konuda herkes de hemfikir.
Rodya'nın pişmanlığını görmek istiyoruz hepimiz bu yüzden satır aralarında. Hatta büyük çoğunluk okumalarında onun içten içe pişman olduğu çıkarsamasında bulunmuşlar. Fakat ben olup bitip o net pişmanlığı göremedim satır aralarında. Hayır görmeli miyim, bunu görmeyi istiyor muyum, aslında bundan da emin değilim.
"Hiç değilse pişmanlık duyabilseydi! Öyle bir pişmanlık ki, yüreğini yakıp kavursun, uykularını kaçırsın; öyle bir pişmanlık ki, düşlerini darağaçları, suda boğulmalar doldursun! Ah! Böyle bir pişmanlık nasıl, nasıl sevindirirdi onu! Acı ve gözyaşı da bir hayattır! Ama işlediği cinayetten dolayı en küçük pişmanlık duymuyordu."(syf:678)
Dostoyevski'nin bu satırları yazarken, içten içe Raskolnikov'un pişman olmasını istediğini, ancak onun pişman olmamak için bile sebepler üretebileceğini yansıttığını görüyoruz. İçindeki o eylemi meydana getiriş sebebi için, diğer o her başka itkiye, kendisini haklı çıkarmak için başvurabilir Raskolnikov. Dostoyevski'nin Raskolnikov'un suçu üzerinden bambaşka şeylere değinmek istediği çok belli.
"Kan döktün sen?" diyen kız kardeşine cevabı;
"Herkesin döktüğü kanı! Geçmişte ve günümüzde bir sel gibi akıtılan kanı!.. Şampanya gibi kan dökenler Capitol'de taç giyip insanlığın kurtarıcıları olarak kutsanmışlardı! Çevrene daha dikkatli bak bakalım! Ben de iyilik etmek istemiştim insanlara! Hem de yaptığım bu bir tek aptalca şeye karşı yüzlerce binlerce iyi ve güzel şey yapabilirdim.. Aptallık da denmez benim bu yaptığıma... Doğrudan doğruya beceriksizlik... Çünkü, başarısızlığa uğramazdan önce, hiç de şu anda göründüğü gibi aptalca görünmüyordu yaptığım iş.Başarısızlığa uğradı mı, her şeyi aptalcadır! Ben yaptığım bu aptallıkla kendime bağımsızlık kazandırmak ilk adımımı atmak, gerekli araçlar edinmek istemiştim. Sonuçta sağlanacak yarar bütün bu aptallıkları silip süpürecekti. Ama daha ilk adımda tökezledim, çünkü ben bir alçağım! Bütün sorun burada! Ama yine de sizin görüşlerinizi katılmıyorum: Başarabilseydim, bana da taç giydirecekledi!
Şimdiyse, kapana sıkıştım." (Syf:649)
Bu romanın salt bir suç ve onun öngörülen cezasını çekme polisiyesi olduğunu düşünmedim hiç ben. Taa on altı yaşımda da öyle görmedim, şimdi romanı ikinciye okuduğumda öyle değil bu mevzu, bu mevzu benim kara deliğim.
"Benim davranışım hangi bakımdan onlara böylesine çirkin görünüyor? Bir cinayet olduğu için mi? Ne demek cinayet? Benim vicdanım rahat. Hiç kuşkusuz ortada da ağır bir suç var ve yine hiç kuşkusuz yasalar çiğnenmiş ve kan dökülmüştür... Madem öyle çiğnenen yasalarınıza karşılık siz de benim başımı alın olsun bitsin! Ama o zaman saltanat yoluyla değil de, iktidarı zorla ele geçirerek insanlığa iyilikte bulunanların da, hem de daha ilk adımlarında, kafalarını kesmek gerekmez miydi.?(syf:679)
Hep o, birilerini suçlama mevcut kitapta, hep o iktidar sahiplerini, o derebeylerini, o kralları, o dünyaya sahip olduğunu düşünenleri.
Fakat tüm bu kötüleri yok etsek bile dünyanın güzel bir yer olamayacağını anlatıyor bu roman.
Yüz elli yıldır, baltalı katil Rodya'yı konuşmaktan başka bir şey yapmıyoruz. Halbuki masum cana kıyan kaç katilden bahsediyor o kitapta Dostoyevski.
Herkes adeta ağız birliği etmişcesine yirmi bir yaşındaki yoksul, açlıktan hukuk fakültesini bırakmak zorunda kalmış, o zamanın sefil Rusya'sında, kız kardeşi Dunya'nın kendini daha iyi bir hayat için başka bir adama satmasına şahit olmuş ,sevdiği kadın bir vesikalı bir fahişe olan ve hayatını idame ettirebilmek için, sadece bir kaç rubleye babasından kalan değerli eşyaları tefeci yaşlı kadına rehin vermek zorunda kalan; üstelik bu kadının faiz keserek, paranın sadece dörtte birini verdiği Rodya'nın içler acısı hayatını değil de cinayetin işleneceği gün bile solgun yüzünü görüp, neyin var sorusuna, "açım" diyen Rodya'ya çıkarıp bir dilim ekmek verme nezaketi de dahi bulunmamış olan bu vicdansız yaşlı kadını öldürmesini konuşup duruyoruz.
Çaldığı paraları harcayamadı bile Raskolnikov., çünkü sancısı başka ,ve yanıp tutuşuyor.
Onun o basit, "asıl suçlu onlar mı yoksa ben miyim?" çağrısını duymamazlıktan mı gelmeliyiz.
Hayır bu romanın sosyo-kültürel eleştiri boyutunu görmemezlikten gelemeyiz. Adı Suç ve Ceza diye, suç polisiyesine indirgeyemeyiz.
Basitti halbuki. Rodya, kötüleri yok edince dünya düzelecek sandı. Fakat düzelmedi. Düzelmeyecek bu dünya.
Burası süslü cehennem.
Romanın sonuna doğru bir umut ışığı da görünmüyor değil fakat. Belki de bazımıza Rodya'yı sevdiren de bu.
Sibirya'da sekiz yıl kürek mahkumluğu cezası aldı Raskolnikov, çaldıklarını harcamaması, gelip itiraf etmesi, geçmişte bi takım iyilikler yapmış olması, kaçmamış olması, pişmanlık olarak nitelendirildi, "bir delilik hali" teşhisiyle cezası hafifletildi, belki de kendi kıyamadığı canına birileri son versin istedi, kısasa kısas istedi, o da olmadı. Aksine cezası düştü.
"Yalnızca ölümden korktuğu için yaşayabilir mi bir insan?" (Syf:653)
Tanrıtanımaz Rodya başkasının canına kıyabiliyorken kendini öldürememiş olmasının acısını yaşadı kitap boyunca. Keşke onu öldürmüş olsalardı, kurtulurdu belki de içinde onun günbegün tükenmesine sebep olan bu şey daha fazla büyümeden.
O yüzden zor geçti Sibirya'da ilk yıl. Ölmek isteyip ölememek hali..
Kürek mahkumluğunun ilk birinci yılında, sevdiği kadın Sonya onu ziyarete geldiğinde, tüm yaşama sevincini yitirmiş bir delikanlıyken, hatta Sonya'nın neden geldiğini bile kavrayamıyorken, Sonya'nın hastalanıp üç gün gelmemesi, canım Rodya'yı endişelendirdi ve sonra Sonya'yı üçüncü günün sonunda görüp onu terk etmediğini anlayınca mutlu oldu.
Ve yastığının altından çıkarığı İncil'e baktı. Belki de roman burada biterken, önümüzdeki yedi yıl içinde pişman olmuştur Rodya. Böyle inanmakta isteyebiliriz.
"Artık onun inançları benim inançlarım olamaz mı? Hiç değilse onun duyguları, hevesleri, gönül akışları?.."(syf:687)
Suç ve Ceza - Fyodor Dostoyevski
1000kitap:
https://1000kitap.com/nilitika